Perşembe, Temmuz 22, 2021
Ana Sayfa HABERLER Dr. Onursal Ünal ile Havacılık ve Kriz Yönetimi ile İlgili Söyleşi #1

Dr. Onursal Ünal ile Havacılık ve Kriz Yönetimi ile İlgili Söyleşi #1

1- Başlarken sizi tanıyabilir miyiz?

1988 İTÜ Uçak Mühendisliği Lisans, 1994 ODTÜ İşletme Yüksek Lisans, 2019 Maltepe Üniversitesi İletişim Bilimleri Doktora mezunuyum. 30 yıllık profesyonel çalışma hayatından emekli olduktan sonra, Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Dr. Öğretim Üyesi olarak akademik kariyere başladım. Havacılık sektöründeki 19 yıllık tecrübemin dışında; otomotiv, enerji, finans ve yönetim danışmanlığı sektörlerinde de çalıştım. Danışmanlık çalışma alanım kurumsal mükemmellik ve sürdürülebilirlik projeleridir.

Sivil havacılık sektörüne bakıldığında, ülkemizdeki ilk SAFA Koordinatörlerinden biriyim, JAA hayattayken sertifikalandırıldım. Uçuş Emniyet ve Kalite Güvence alanında uzun yıllar yönetici olarak görev yaptım. Belirtmek isterim ki, ben kalite standartları uygulamalarına başladığımda yıl 1990 idi. Uçuş eğitim alanında da, TRI/TRE eğitimlerinde Core Course Head Tutor unvanıyla doğrudan EASA onaylıyım. Bununla gurur duyuyorum.

LinkedIn’den detaylı bilgilerime erişebilirsiniz.

2 – Havacılık sektörü, diğer sektörlerin çoğuna kıyasla kriz durumlarında daha ağır sonuçların yaşanabileceği bir sektör olarak kendini bizlere gösteriyor. Havacılık sektöründe kriz yönetiminin önemini okuyucularımıza nasıl anlatmak istersiniz?

Öncelikle son derece açık ve bazılarına göre sert bir giriş yapmak istiyorum: Havacılık, nükleer enerji, denizaltı, ameliyathane gibi kısa süre içinde kritik hatta geri dönüşsüz kararların alındığı ve uygulandığı operasyonel ortamlarda kriz kabul edilemez. Çünkü bu ortamlar, bizim yaşam ve algı alanlarımıza, diğer ortamlara göre çok yeni katılmışlardır. Öğreneceğimiz hala çok şey vardır ve öğrendiklerimizi de büyük dikkatle uygulamamız gereklidir.

Havacılık için bu girişi, biraz derinleştireyim:

Bizler yani insanoğlu, katı ve dengeli zeminlerde yaşamak üzere tasarlanmış bedenlere sahibiz ama dünyanın her yerinde yaşamaya ya da en azından bulunmaya çalışıyoruz. Bedenimizin tasarlandığı, çalışma ve yaşam koşullarına bakıldığı zaman, aslında son derece sınırlıyız ama bunu aşmaya çalışıyoruz.

Bedeni sınırlarımızı aşan yani yüksek riskli ortamlarda bulunmak için ne yapıyoruz peki? Araçlar geliştiriyor, üretiyor ve kullanıyoruz. İşte bu araçlardan biri uçak. Ya da genel anlamıyla havada tutunabilen taşıtlar. Bunları kullanmazsak ya da bunlar çalışmazsa açıktır ki çok büyük risk altında oluruz. Peki, riske ettiğimiz şey nedir? Hayatımız.

İnsanoğlunun, bedenen uygun olarak tasarlandığı ortamlar dışında sadece araçlar kullanarak bulunabildiği ortamlara, hayat sürdürülebilirliği açısından riskli ortamlar dersek; havacılığın riskli bir ortamda yapılan uğraşı olduğu barizdir.

Öğrendiklerimizi elde edebilmemizi, bu riskleri bilmediği halde cesur davranmış, meraklı insanlara borçluyuz ve bunlar, öğrenme için hayatlarını riske etmişler hatta kaybetmişlerdir. O yüzden havacılık kurallarının klişesi; “Havacılık kuralları kanla yazılmıştır.” olarak her yerde bilinir.

Biraz daha ilerleyelim; riskli ortamların getirdiği bir başka durum ya da tehlike, kullandığımız araçların tasarım şartlarının (yani uyguladığımız bilgilerin), hiç düşünmediğimiz ya da önceden karşılaşmadığımız ortam şartları karşısında sınırlı kalmasıdır. Bizim olağanüstü dediğimiz ancak sadece insanoğlunun bilgisi açısından “olağan”üstü olan ama gerçekleşmesi ihtimal dâhilinde olan bu durumlarda, yapacağımız şey kaçınmak olacaktır. Çünkü aracımızı bu duruma göre tasarlamamıştık.

Biliyorum, çok mühendisçe ifadeler oldu ancak, bir havacının; ister muhasebe ofisinde, ister pazarlama ofisinde, isterse bilgi işlem ofisinde görev alıyor olması, bu gerçeği idrak etmemesi için bahane olamaz. Çünkü az önce söylediğim ofisler, bu aracın kullanılması ile yapılan operasyona destek olmak için çalışıyorlar. Evet, havacılık da bir uğraşı ve para kazanma alanıdır ve farklı meslek gruplarını barındırır ama diğer uğraşı ve para kazanma alanlarından yani sektörlerden, içerdiği riskler açısından derin farklarla ayırılır. Havacılık sektörü, hizmet sektörü sınıflandırmasına dâhil edilmeye çok çalışılmıştır ancak en reel sektörlerden biridir. Doğrudan insan hayatı ile ilgilidir. En reel şey, hayat değil mi? İşte havacılık kültürüne sahip olmak demek, bunun sektörün her noktasında anlaşılması ve uygulaması demektir. Yönetebileceğimiz risklerin neler olduğunu iyi bilmemiz demektir.

3 – “Yer Gök PR” adlı kitabın (*) size ait bölümünde, Risk Yönetimi ve Riskin Fark Edilmesi kısmında, ICAO’nun “Emniyet Yönetim Sistemi”ni de ele aldığınızı görüyoruz. Havacılık otoritelerinin yaşanabilecek riskler karşısında önceden aksiyon planı hazırladığını ve olası krizlere karşı emniyet politikaları oluşturduklarını biliyoruz. Havacılık sektöründe, emniyetin ön plana alınması ve öncül aksiyon planlarının alınmasının kriz yönetimi açısından önemi nedir?

Çok güzel soru. Cevap: Olmazsa olmazıdır. Gerek şarttır.

Benzetme için bir fıkrayı örnek vereyim. Nasrettin Hoca, sokakta çocuğuna bir testi vermiş ve diğer mahalledeki çeşmeye gönderecek. Ama göndermeden önce testi konusunda oldukça sert ve tavizsiz bir şekilde çocuğu azarlamış. Görenler, testinin daha kırılmadığını söyleyip itiraz edince, “Testi kırıldıktan sonra azarın faydası var mı?” demiş. İşte bu, kriz öncesi önlemdir. ICAO SMS de bunu söyler. Bunu sağlamak ister.

Hayat bu açıdan çok basit. Ağdalamaya, laf kalabalığına gerek yok. Kriz, “olmaması gereken” bir olaydır. Tek şartla affedilebilir. Önceden bilinmeyen ve normalüstü bir durum gerçekleşirse… Covid-19 krizi bu tiptedir. Ancak B737Max krizi böyle değildir. Önlenebilir bir durumdur, “olmaması gereken” bir olayın gerçekleşmesidir. İspatı, bizzat FAA ve Boeing’in açıklamalarında yer almıştır.

Kriz konusunu literatürel olarak irdelemek, yukarıdaki ifadelerime açıklık getirecek.

Kriz, bir bireyin, örgütün ya da toplumun değerlerine veya yaşamını sürdürmeye yarayan sistemlerine zarar veren bir tehdit söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Bu tanımıyla krizin çok çeşitli türleri bulunmaktadır: Doğal, çevresel, finansal, güvenlik (security) temelli, alt yapısal, operasyonel ve organizasyonel krizler. Hepsi, esasında emniyete (safety) yani varlığını sürdürmekten emin olmaya, safe tarafta kalmaya engel oluşturabilecek tehditlerden kaynaklanır. Bu açıdan emniyetsizlik (unsafety) hepsinin nihai sonucudur.

Tehdit, belirsizlik ve aciliyet olarak iki boyutla karakterize edilir: Belirsizlik olasılıkla ölçülür. Psikolojik açıdan düşük olasılık, insanların tehdit algısını doğrudan ve olumsuz yönde etkiler yani önemsenmez. Öte yandan, acil sorunlar yaratmayan tehditler de bir kriz hissi yaratmaz. Bu nedenle, insanlar herhangi bir tehdidin var olup olmadığını, acil olup olmadığını ve ne yapılması gerektiğini fark edemeyebilirler. Burada ifade edilen bu durum, tam da kriz yönetiminin bağlamını oluşturmaktadır. Modern kriz yönetimi, olay öncesi ve sonrası eylemlerin hem tehdit hem de algı yönetimi açısından irdelenmesidir. Algı; bilgi işlemede bilgiyi duyulardan anlamlı yapılara dönüştüren bir unsurdur; ancak bunu yapabilmek yalnızca daha önce gördüğümüz, duyduğumuz veya deneyimlediğimiz olaylar ile söz konusu olabilmektedir. Olaylardan öğrenmeye ve hataların tekrarını önlemeye yönelik olarak insan ve sistem faktörleri analizi yönteminin uygulanması, insanlar ve içinde çalıştıkları sistemler arasındaki uyumu optimize ederek emniyeti ve performansı artırır.

Kriz yönetiminin, sistematik bir yaklaşım olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Bu sistematik yaklaşım, sorgulama ile başlar. Ne kadar çok sorgularsanız, o kadar emin tarafa yaklaşırsınız. Tabii ki, bu sorgulamaların sonucunu, faaliyete geçirmek kaydıyla. Sorgulama deyince, paranoyadan ya da stresten bahsetmiyorum. Lufthansa’nın eski Baş Pilotu Jürgen RAPS’ın emeklilik uçuşunda, diğer pilot şu cümleyi sarf eder; “Stres sadece verimsiz insanlar tarafından bilinir”. Benim buradan anladığım, stresin verimliliğe ve sonuca dönüştürülmesi gerektiğidir.

Tüm söylediklerim, bireylerin kendi başlarına yaptığı faaliyetler olarak kalırsa, kriz yönetiminden bahsedilemez. Bu unsurların, örgüt kültürüne ve ortak harekete dönüşmesi gerekir. Kültür, bir insan grubunun çevresiyle olan sürekli ve çoğulcu etkileşimidir. Kültür bir örgütün “kişiliği”dir. Emniyet kültürü dediğimizde, bir insan grubunun çevresiyle olan sürekli ve çoğulcu emniyet odaklı etkileşimi karşımıza çıkar. Emniyet kültürü “İnsanların başkaları tarafından izlenmediğinde dahi emniyet ve risk ile ilgili olarak nasıl davrandığı” olarak da tanımlanmıştır.

* Referans: “Yer Gök PR“ Papatya Bilim Yayınevi

NOT : Sorularda bulunan kitap içindeki alıntılar, yazarın bilgisi ve onayı dahilinde paylaşılmıştır.

DİĞER HABERLER